HAN DUVARLARI
 

         Osmanzade Hamdi Bey’e

 

  Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı

  Bir dakika araba yerinde durakladı.

  Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar    

  Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...    

  Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya    

  Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.    

  İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!    

  Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık    

  Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...    

  Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları   

  Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler    

  Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...    

 

  Ellerim takılırken rüzgarların saçına

  Asıldı arabamız bir dağın yamacına.    

  Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık    

  Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!

  Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar

  Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar

  Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.    

  Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu.    

  Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.

  Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince     

  Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.

  Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.    

  Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.

  Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine.    

  Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali    

  Sonunda ademdir diyor insana yolun hali    

  Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.

  Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan    

  Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor    

  Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...    

  Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine    

  Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.

 

  Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan;    

  Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.

  Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu    

  Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:

  Ağır ağır önümden geçti deve kervanı    

  Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.    

  Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri    

  Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.

  Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya    

  Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.    

  Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı

  Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.

  Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor    

  Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.

  Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı    

  Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.

  Gitgide birer ayet gibi derinleştiler    

  Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler...    

  Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı    

  Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;    

  Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler    

  Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...    

 

  Uykuya varmak için bu hazin günde, erken    

  Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken    

  Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;    

  Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.

  Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa    

  Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;    

 

         "On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan    

         Baba ocağından yâr kucağından    

         Bir çiçek dermeden sevgi bağından    

         Huduttan hududa atılmışım ben"    

 

  Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi...

  Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.    

  Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!

  Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;    

  Araya gitti diye içlenme baharına    

  Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!...

 

  Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk

  Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk.

  Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri    

  Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.

  Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor    

  Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...    

  Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar   

  Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.

  Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide    

  İki dağ ortasında boğulan bir geçide.

  Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden    

  Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:

  Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla    

  Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.

  Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu

  Burada son fırtına son dalı kırıyordu...

  Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla

  Savrulmaya başladı karlar etrafımızda.

  Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;    

  Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...    

  Gönlümde can verirken köye varmak emeli    

  Arabacı haykırdı "İşte Araplıbeli!"    

  Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana    

  Biz menzile vararak atları çektik hana.    

 

  Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş    

  Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.

  Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor

  Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...

  Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri

  Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.

  Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor

  Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;

 

         "Gönlümü çekse de yârin hayali    

         Aşmaya kudretim yetmez cibali    

         Yolcuyum bir kuru yaprak misali    

         Rüzgarın önüne katılmışım ben"    

 

  Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı

  Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...

  Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde    

  Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.

  Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık

  Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.

  Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım

  Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!

 

         "Garibim namıma Kerem diyorlar    

         Aslı'mı el almış haram diyorlar    

         Hastayım derdime verem diyorlar    

         Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben"    

 

  Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında

  Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.

  Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!

  Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!

  Az değildir, varmadan senin gibi yurduna,

  Post verenler yabanın hayduduna kurduna!..

 

  Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu:

  "Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?"

  Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende

  Dedi:  "Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!"

  Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti

  Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...    

  Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.    

  Aradan yıllar geçti işte o günden beri    

  Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim    

  Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.

  Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar

  Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!

  Ey garip çizgilerle dolu han duvarları

  Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..

                                                                                                          

 [Şiir Köşesi]  [Ana Sayfa]